gülse birsel’in yazlık kitabını bir kerede okudum… avrupa yakası’nın kitsch’liğinin bendeki olumsuz izleniminden olsa gerek, biraz soğuk, önyargılı bakmıştım oysa ilk başta. hakkını yemişim diyebilirim, zevkliydi.
ben çok kolay gaza gelen bir insanım, bu defa da öyle oldu. işle eğlenceyi birbirine karıştırmanın, iş zamanı ile eğlence zamanını birbirinden ayıramamanın getirdiği stresten, kötü etkilerinden bahsederken “hah, aynen öyle” dedim…
işin açığı, ben de, motivasyonum yüksek olduğu zamanlarda -ki kolay gaza gelebildiğim gibi, kolay da demoralize olabiliyorum- bıraksalar 24 saat işle ilgilenebilecek, özel hayat, dinlenme zamanı falan sallamayacak bir adamım.
bir de huyum pis, kafama koyduğumun hemen olmasını istiyorum. bu mümkün değilse bile “aklımda kalacağına söyleyeyim” diyorum. belediye’de gecenin 12-1 gibi münasebetsiz saatlerinde “hani hödöhödö işi vardı ya, ne oldu o?” ya da “falanca yer var ya, oraya hedehede yapalım mı?” gibi mailler alanlar, hatta ciddi ciddi proje metni, fizibilite raporu falan gönderdiklerim var. kibarca tepki gösterenler ya da “yarın konuşalım” diyenler başım üstüne, eğer hiç cevap gelmezse, işkillenip, sabırsızlanıp, daha da kafaya takıyorum.
ancak, arkadaşlarla sohbet ederken, bir dostla çay içerken, ailenle akşam yemeği yerken, dvd’den güzel bir film izlerken, güzel bir kitap okurken, yani “bölünmemesi” gereken anlarda elinde cep telefonu bıkbıkbık bir şeyler yazmak ya da bir gözün sürekli yanıp sönüyor mu diye o lanet kırmızı led’e takılı kalması felaket sinir bozucu bir şey, hem senin için, hem karşındaki için…
kahretsin ki, iş için BlackBerry kullanıyorum ve bu meret uçak moduna falan alınamıyor, tek çare kökten kapatmak ki, o da benim için mümkün değil…
durum artık rahatsız etmeye başlayınca, gülse birsel’in de gazıyla -benim için- önemli bir prensip kararı aldım.
ilk iş olarak, BlackBerry’de, iş ve özel e-postaların klasörlerini birbirinden ayırdım. ve dedim ki, bundan sonra kırmızı alarm durumu olmadıkça, mesai saatinden sonra, iş postasına gelen tek bir maile bakmak, cevap yazmak, kafa patlatmak yok. kimseye mail atmak, bbm’den yazmak, aramak da yok… hazırlığı altı ay, yapımı da en az bir altı ay sürecek falanca prestij proje, akşamdan sabahı da bekleyiversin bir zahmet…
mesai dışında iş konuşmak, benim için çok önemli ve çok eğlenceli ya da ekstrem durumlarda vakit kısıtı olan bir olay değilse, eve, sokağa, özel hayata iş taşımak yok.
gülse birsel’in deyimiyle, “pijamayla tv karşısında otururken, iş maili okumak” yok…
iş, işte yapılır, iş saatinde yapılır.