joli os ve jolicloud
bilenler bilir, ben sıkı bir linux kullanıcısıyım… daha doğrusu, hayalini kurduğum macbook air’e kavuşana kadar… zira o yavruyu elde ettiğim gün, ubuntuymuş, pardusmuş, kralını tanımam dakkada satarım.
en son maceramda, netbook’uma android kurmaya çalışmış, başarılı da olmuş ancak modemi tanıtamadığım için gerisin geri dönmek zorunda kalmıştım. daha önce ubuntu netbook edition kullanıyordum, android denemesinden sonra, madem değişiklik için yola çıktık, değişik olsun dedim ve xubuntu’da karar kıldım. yaklaşık iki aylık bir maceramız oldu kendisiyle lakin, sık sık hatalar vermesi, takılması ve en sonunda da, internetten video izlemeyi imkansız hale getiren yavaşlık sorunları nedeniyle pes ettim. bir zamanlar gezdiğim bloglardan birinde, joli os diye bir şeye rastlamış, instapaper’de “bir ara bakarım” diyerek arşivlemiştim. aklıma geliverdi ve “denemekten bir şey olmaz” dedim, sıvadım kolları.
öncelikle, jolicloud ve joli os, artık yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlayan bir çeşit “bulut” sistemi… artık sabit sürücülerin işlevinin kalmayacağı, her verinin internet üzerinde depolanacağı ve tüm verilerinize, zaman-mekan kısıtlaması olmadan senkronize bir biçimde ulaşabileceğiniz bir dünyaya adım atıyoruz. belki bunu şu an, -henüz denemesem de- icloud ile en iyi apple yapıyor ama, joli de, google, microsoft live, dropbox, yahoo gibi devlerin sunduğu olanakları birleştirip, tabiri caizse voltran’ı oluşturup, benzer bir işleve soyunuyor.
işletim sistemi temelde linux üzerine kurulu. ancak benim gibi yıllardır linux kullanan biri bile, ince ayarlara saldırmadan, bunu farkedemedi. bilgisayarı açınca, karşınıza, oldukça iyi modifiye edilmiş bir masaüstü paneli geliyor. sosyal medya ve internetin tüm nimetleri, bu panelde, application süsü verilmiş kutucuklarla emrinize amade halde bekliyor. application süsü verilmiş diyorum, çünkü neredeyse her şey, ağ üzerinden yönetiliyor ve joli, size kullandığınız sitelerin ya da web tabanlı yazılımların, özelleştirilmiş kısayollarından fazla bir şey sunmuyor.
daha düz dille, şöyle tarif edeyim. masaüstü panelinde, twitter ikonuna tıkladığınızda, sadece twitter’ın açıldığı bir tarayıcı sayfası ekranı kaplıyor. facebook, youtube, picasa vs. için de bu böyle. döküman işleriniz için size microsoft live’ın döküman çözümünü ya da google docs’u öneriyor ki bunlar da yine açılan birer browser penceresinden ibaret.
dosya yöneticisi kısmı ise, hem linux’un dosya yöneticisini, hem de entegre halde dropbox ve google docs’u kullanıyor. yani, bilgisayarınızın harddiskindeki dosyaları görüntüleyip müdahale edebileceğiniz gibi, dropbox’taki dosyalarınızı da tek tıkla indirmek ya da açmak mümkün olabiliyor. joli, neredeyse her şeyi, üçüncü parti yazılımlarla çözüyor.
fakat işin en güzel ve doğasına uygun kısmı şu, diyelim ki dizüstü bilgisayarınızda joli kullanıyorsunuz. iştesiniz ve akşam evde üzerinde çalıştığınız raporu yanınıza almayı, mail atmayı vs. unuttunuz. kendi sitesinden kullanıcı adı ve şifrenizle giriyorsunuz, iş bilgisayarınız, dizüstü bilgisayarınız haline geliyor.
şimdilik, amacını fazlasıyla yerine getiren bir uygulama. bu teknolojinin çok yeni olması nedeniyle eksiklikler var, aynı şekilde menü / görsellik konusunda da “daha iyi olabilirdi” dediğim durumlar var ancak, bunlar tolere edilebilir.
bir süre, joli ile oynayacağım, belki o sırada hayalime kavuşur, macbook ile icloud deneyimimi paylaşırım.