kitap fuarı üzerine…
tüyap istanbul kitap fuarı yaklaşıyor. her sene olduğu gibi, okumayı-yazmayı seven, entelektüel birikimi olan insanlar da, “gibi” yapanlar da, fuar muhabbetiyle yatıp kalkacaklar bir hafta boyunca… fuar konusu açıldıkça, az-çok kitaptan anlayan herkese aynı şeyi söylüyorum; “orası fuar değil, panayır… gitmeyin boşu boşuna…”
bu görüşüm, kitapçılık mesleğiyle iştigal ettikten sonra daha da pekişti ve somut örneklere kavuştu. (silivri’de yaklaşık bir yıl boyunca, 10 metrekare bir dükkancıkta, kitapçılık ve sahaflık yaptım. maddi olarak yerlerde sürünmeyi saymazsak, en zevkle yaptığım işlerden biriydi.)
ben, imza günlerim harici tüyap fuarı’na gitmiyorum. bu sene imza günüm de olmayacağı için, daha rahatım.
peki böyle düşünmemin, söylememin nedeni ne?
birincisi; orada düzenlenen organizasyonun “fuar” mantığıyla ilgisinin olmaması… tüm dünyada, tüm sektörlerde, fuarlar “profesyonellere” hitap eden organizasyonlardır. örneğin, mobilya fuarına, “eve yemek odası takımı lazım, hadi gidip fuardan alalım.” diye giden birine rastlayamazsınız. fuarlar son tüketiciye hitap etmez çünkü… mobilya fuarına, mobilya mağazası sahibi gider, marangoz atölyesi olan gider, o senenin modasını, yeni çıkacak ürünleri görür, öğrenir, çeşitli üretici firmalarla iş anlaşmaları, sözleşmeler yapar. sonra da evine yemek odası takımı alacak olana satar. tüm sektörlere uyarlayabilirsiniz bunu, turizm fuarına tatile gidecek olan değil, turizm acentesi olan gider, kapı pencere fuarına evine çelik kapı taktıracak olan değil, çelik kapıyı takacak olan gider…
kitap fuarında da mantık, benzer biçimde işleyişin, fuara kitap evi sahiplerinin gitmesi, yayınevleriyle anlaşmalar yapması, önümüzdeki aylarda neler çıkacak, hangi kitapların yeni baskıları yapılacak öğrenmesi, dağıtım firmalarıyla, yazarların menajerleriyle tanışıp, organizasyonlar planlaması gibi şeyler üzerinden yürümesi olmalı…
ancak, gariptir ki bir tek kitap fuarında, kendisine okumak için tek bir kitap alacak olan da gidiyor. çünkü orada fuar düzenlenmiyor. orası dev çapta bir kitapçılar çarşısı, bir kitap panayırı…
ikincisi; fiyat politikası… haydi, diyelim ki, arz-talep dengesi ekseninde böyle bir talep gelişti, son tüketici fuara gelmek, yayınevi standlarını gezmek, onların kitaplarını görmek istiyor. amenna.
peki yılda bir kez düzenlenen böyle bir organizasyon için, böyle büyük bir arz için, %30 indirim, %20 indirim gibi komik, adeta alay eder gibi rakamlar belirlemek de nedir?
normalde, yayınevleri, çıkarttıkları kitapları, dağıtıcı firmalara etiket fiyatının %50’si üzerinden verir. hemen hemen ortalama piyasa budur. yani bu demektir ki, bir yayınevi, normal zamanda 20 TL etiketli kitabı, elinden 10 TL’ye çıkartarak kar elde edebilmektedir… yani yılda bir düzenlenen bir organizasyonda da, bu kitaplar çok rahatlıkla %50 indirimle satılabilir. ki olması gereken de budur. oysa fuarda mantık tamamen, tüketiciyi kazıklamak üzerine kurulmuş.
fuardan bir ay sonra, cağaloğlu’nda istediğiniz kitap deposuna ya da yayınevine gidin, tek bir kitabı perakende almak istediğinizi söyleyin, o kitabı zaten %50 indirimle alabileceksiniz. ama ortam fuar olunca, ellerinden %50 indirimle çıkarttıkları kitabı, size %20 indirimle utanmadan satabiliyorlar…
peki böyle bir ortama, bu şartlar altında gerek var mı? günümüzde internet kitapçıları, yılın 365 günü kitapları gayet makul fiyatlarla satıyor. hiç bir özel kampanyanın olmadığı, belli bir miktarda alıp da ekstra indirimden yararlanmadığınız bir üründe dahi, herhangi bir internet kitapçısı size otomatikman, yılın 365 günü %20 indirim yapıyor. hatta çoğu zaman bu rakam daha da fazla oluyor. kaldı ki internet kitapçısının o işten karı var. yani siz normalde 13 TL iken, fuarda birinci elden aldığınız kitaba da 10 TL ödüyorsunuz, fuardan iki ay sonra internet üzerinden bir kitap satış sitesinden, ikinci kişiden aldığınız kitaba da 10 TL ödüyorsunuz… üstelik ikinci şıkta yol derdi, otopark problemi, izdiham, kuyruk, kaybedilen saatler, aralardaki cafelerden yenilen muazzam kazıklar vs. de yok. kitap ayağınıza geliyor.
kitap fuarının belki tek esprisi, imza günleri… tabi bu da tartışılabilir… bir hafta sonra zaten bilmemne avm’de imza günü düzenleyecek bir yazar için tüyap’a gidilir mi diye düşünebilirsiniz…
kendi yayınevim dahil, bir çok yayınevi sahibi, bana bu yazdıklarım için kızacaktır. ancak gerçekler bunlar…