ne iş olsa…
internetin yaygınlaşması ve neredeyse her eve girmesi, hizmet sektörüne de gözle görülür bir katma değer sağladı kuşkusuz… internetin inanılmaz bir hıza ulaştırdığı globalleşme sayesinde, mahallemizin elektrikçisi, dünyaya açıldı. artık hüseyin abi’nin ampul söküp taktığını, elektrik plan-proje ve tadilat işleri yaptığını cümle alem yedi düvel biliyor. hayatımızda bilgisayarlar ve internet olmasa, kahvede boş boş oturacak olan komşunun “zeki ama tembel” oğlu da iş hayatına atıldı, freelance çalışıyor. (laf aramızda freelancer’lar gerçekten hayat kurtarıyor. ben de kendi internet girişimlerimin web programlamasından, zaman ayıramayacağım ufak-tefek detaylara kadar, bir çok işte freelancer kullanıyorum. bu arada bizzat benim de freelance çalıştığımı unutmamak lazım.)
irili ufaklı bir çok şirketin, şirket görünümünde label’ların, tek kişiden oluşan ama kopyala-yapıştır metinlerle holding taklidi yapan (bayağı bayağı misyon-vizyon-kalite standardı içerikleri falan var…) işletmelerin arz-ı endam etmeye başladığı hizmet sektöründe başı kreatif işler çekiyor. bundan bireysel olarak rahatsız değilim, “photoshop kullanmayı bilen grafikerim, joomla kurmayı söken webmasterim diye ortalarda gezinir oldu” diye de sızlanmayacağım. piyasa fiyatlarının düşmesi de umrumda değil. zira bu tip işlerde, kalitesizlik, kalitenin değerini arttırır. freelance ve home-office çalışmakla ilgili detaylı bir yazıyı ayrıca yazacağım, bu konuda tecrübeli bir isim olarak…
benim rahatsızlığım apayrı bir yönde… çoğu ajansın, ajans süsü verilmiş tek kişilik işletmelerin ya da freelancer’ların internet sitelerine ya da genel tabirle profillerine baktığımda, tam anlamıyla bir “çıfıt çarşısı” imajı görüyorum.
adam web sitesi yapmaktan, kartvizit-broşür tasarlamaya, fotoğraf çekmekten, toplantı-açılış organizasyonuna, yayıncılıktan, arama motoru optimizasyonuna kadar her işe talip… her biri ayrı birer ihtisas, uzmanlık isteyen tüm bu konulara, tek başına hakim… ya da öyle iddia ediyor.

amele pazarında “ne iş olsa yaparım abi” diye bekleyen emekçiyi anlarım ama ciddi ve profesyonel bir hizmet alacağım kişide bunu görmek, çok açık biçimde “çakallık” hissi uyandırıyor bende.
gazetecilik zamanımdan da, belediyecilik kariyerimden de bilirim, “çantacı” tabir edilen bir meslek kolu vardır. ihale ihale gezerler, ne ihalesi olduğu farketmez, hepsine katılır ve teklif verirler. ihaleyi asıl alacak olan firma da, “aradan çekilmeleri, ayak altında dolaşmamaları için” bir kaç bin lira ellerine tutuşturur. böyle geçinirler. şirketleri çantalarından ibarettir. yani kağıt üstünde… ve o şirketin faaliyet alanında allah ne verdiyse yazar ki, her sektörün şartnamelerini alabilsinler…
tabi ki, bir çok kişinin niyeti aslında temiz. en basitinden, “neden ben de yapamayayım, bu işten de para kazanan varsa, neden ben de kazanamayayım?” tarzı bir düşüncenin ürünü…
ancak yanlış, niyet temiz olsa da, yanlıştır…
bu tip arkadaşlara bir kaç tavsiye:
- kendinize en azından bir ana sektör belirleyin. yani bir yandan web tasarım, öbür yandan düğün organizasyonu teklifi sunmayın insanlara. bu sizi kalifiye yapmaz. yetenekli hiç yapmaz. on parmağında on marifet, asla…
- mümkünse, sektöre de değil, tek bir işe odaklanın. yani; “hem seo yaparım, hem php kodlarım, hem sanal pos kurarım” demeyin. ihtisaslaşma sizin kişisel / mesleki gelişiminiz açısından da iyidir.
- açgözlü olmayın, iş paslamayı bilin. “ben yaparım” yerine, “bu işten iyi anlayan bir arkadaşım var.” deyin. emin olun böylesi daha güven verici…
- allah lillah aşkına, kendinize sıfatlar, uzmanlıklar uydurmayın. “webmaster & graphic designer & photographer & hacker blablabla” diye bir kartvizit, inanın komik duruyor.