YAZAR KAAN GÖKTAŞ'IN KİŞİSEL GÜNLÜĞÜ...

0 notes

bugün yediğin acılar…

atv’deki “adanalı” dizisini pek sevmiyorum.. sebebi sadece ve sadece yunus özyavuz (siz sagopa diye bilirsiniz) zibidisinin diziye soundtrack yapması… lakin bu akşam televizyon karşısında laptop ile pineklerken denk geldim, tam da iflah olmaz reflü sancıları ve yemek borumun baştan aşağı yanması ile cebelleşirken, dizinin “adanalı” sı ile bir hemşehrisinin “acı yeme yarışmasına” denk geldim.. aynı hatayı zamanında bir urfalıya karşı yapmış bir istanbul çocuğu olarak izlerken bile o acıyı yeniden yaşadım ki, reflü acım yanında hiç kaldı…

bundan yaklaşık 3 yıl önceydi sanırım… ünlü ziya şark sofrası kebapçı zincirinin sahibi ziya (bingöl) ağabey ile silivri sahilinde ayıptır söylemesi rakı içiyoruz.. masada bir kaç sevdiğim ağabey daha var… rakının dibine gelindikçe laf lafı açtı, masadaki mezelerden birinin acılığına geldi söz… “bir ok attım kebap oldu” misali laf edeceğim tuttu, “ben çok pis acı yerim” deyiverdim… ulan karşındaki ülkenin en büyük kebapçısı, adam has urfalı… ziya ağabey kibar adam, üstelemedi bıyık altından güldü… o geçiştirdikçe ben azıttım, “ben acı yerim, öyle bir acı yerim ki siz bile şaşarsınız”… bir değil, iki değil.. en sonunda adamcağızın tepesi atmış olacak ki, yanındakilerden birinden rica etti, arabasının bagajından bir poşet getirildi… ben hala farkında değilim ne olup bittiğinin, “acı yerim de acı yerim” diye tepinmekle meşgulüm… garsonlar çağırıldı, poşet verildi, iki dakika geçti geçmedi, masaya tabak içinde, ufak ufak biberler getirildi… resimdekilerin yeşil renklisi… “hadi ye bakayım” diye koydu önüme tabağı ziya ağabey… ne halt yediğimin farkına varsam da, biberin rengine güvendim, yeşil ya, ne kadar acı olabilir ki… “yektir Allah” deyip bir tanesinin kenarından dişledim… dişlemez olaydım… bir acı dalgası ağzımdan ayak parmaklarıma yayıldı, sonra o dalga med-cezir misali dipten kafa derime kadar geri geldi… yanıyorum… masadakiler bıyık altını bırakmış, kahkahalar ile gülüyor, ben cayır cayır yanıyorum… su içiyorum faydası yok… o halde bile erkekliğe halel getirmeme peşindeyim, kısık bir sesle, boğulur gibi “ben acı yerim, bu ne ki” diyorum, daha doğrusu demeye çalışıyorum, ağzımdan çıkanlar inleme sadece… üzerimde kırmızı bir t-shirt vardı o gece, sonradan anlattıklarına göre, suratım ile t-shirt aynı renkteymiş… üstümü başımı yırtıp sahilde avaz avaz koşasım var… neyse, sözün özü, acıdan kıvranıp göz yaşları dökerek çıkardım geceyi, ertesi güne reflü sancıları da hediyesi.. benden sonra erkeklik tasladığım ziya ağabey bir tane biberi bütün halde attı ağzına, şeker gibi çiğnedi yuttu… “bizim oralarda çocuklar leblebi niyetine cebine doldurur da yer bunları” demeyi de ihmal etmedi… o günden sonra acı sevgimle övünmemeye yemin ettim… hatta uzun bir süre acı dahi yemedim.

gece gece aklıma geldi, yaktın beni ziya ağabey…

sonradan ekleme : bu yazıyı kaleme aldıktan bir süre sonra, ziya ağabey’in ölüm haberini aldım. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.

Filed under acı acı biber ziya şark sofrası ziya bingöl